29 Mart 2010 Pazartesi

Büyük Takımların Kalecisi De Büyük Olur.



Avrupanın üst düzey takımlarının kalelerine bir göz atalım:


Manchester United, efsane kaleci Peter Schmeichel'den sonra kısa bir bocalama dönemi geçirselerde Edwin Van Der Sarr'ın gelmesiyle kalede istikrarı yakaladılar. 40'ına merdiven dayamış bu ihtiyar kurdun eldivenleri bırakmasıyla işleri zorlaşacak gibi. Zira V.D. Sarr'ın yokluğunda kaleye geçen isimlerden pek umduğunu bulamadı şimdiye kadar M.United.


Peter Cech, Chelsea ile özdeşleşti bir bakıma. Basın tarafından her ne kadar sezon sonundaki köklü temizlikte gönderilecek isimler arasında gösterilse de kolay kolay vazgeçilecek bir isim değil.


Real Madrid, 2000'li yılların başında 20 yaşına girmeden teslim etti Casillas'a kaleyi. O günden beri kalede ve başka takıma gitmesine olanak tanıyan insan yok nerdeyse.


İnter Milan, Zenga'dan sonra bir süre Toldo ile devam etti yoluna sonra Toldo'yu kenara çekip Cesar'a devrettiler kaleyi. Cesar, önce İnter kalesini sonra Brezilya Milli Takımı'nın kalesini devradı.


Barcelona, Valdes'te karar kıldı son isim olarak, şimdi semeresini görüyor.


Milan, biraz bu takımların dışında kaldı. Dida'yla beraber zirve yaptıları günler geride kaldı. Şuan kimi kaleye geçirdikleri belli değil. Bazen Abbiati, bazen Dida, bazen Kalac... (ki kendisi kaleciye benzetemediğim tek kalecidir.) Milan'ın çöküşü de kaleden başladı galiba, ne dersiniz?


Gelelim Galatasaray'a. Hep mükemmel kaleciler geldi Galatasaray'a geçiş dönemlerinden sonra. Simoviç'ten sonra bocalama devresini Hayrettin'in kariyerinde doruğa ulaştığı dönemler gördük. Sonra bir bocalama devresi daha, Volkan'lar, Mehmet'ler, Stauche'ler, Fridel'ler. Unutulmaz isim Taffarel gelene kadar devam etti bu hengâme. Taffarel, elini eteğini Mondragon'a bırakarak çekildi köşesine Galatasaray'dan. Bu dev adam unutulmaz maçlar çıkardı diğer büyük isimler gibi Galatasaray'da. Bu isimler çoğu maçta tek başına direndiler rakiplere. Hemen akla gelenleri sayarsak; Taffarel'in Arsenal maçında, Mondragon'un Anfield'daki 0-0'lık maçta ve Fenerbahçe'ye 5-1 le galip gelinen Türkiye Kupası finalinde yaptığı kurtarışlar rakiplerinden bile tebrik gördü.


Mondragon'un gidişinden sonra yerini dolduracak bir isim bulamadı bir türlü Galatasaray. De Santics geldi Sevilla'dan. Hakkında kimse daha doğru dürüst bir kanı edinememişken ayrıldı gitti. Oynadığı maçlarda az çok belli etmişti kendisini, Benfica galibiyetinin mimarlarındandı. Şimdi Napoli'de döktürüyor adeta.


Bonservisi elinde diye Leo Franco'yu aldı kaleci sorununu çözmek için sonunda, 4 yıllık bir anlaşma imzalatarak. Leo'dan İspanya'da, "auta çıkacak topları gol olarak yer, jeneriklik gol olacak vuruşları çıkarır." diye bahsediliyor. Biz şimdilik çizgiyi geçen topları fileden çıkarırken gördük. Bir maçta kurtarışlarıyla öne çıktığını görmedik. (Az buçuk A.Madrid maçını saymazsak.) Aksine her maçta yediği gollerle öne çıktı. Hele son yediği gol, bütün kredilerini tüketti taraftarın gözünde. Galatasaray yönetiminin, âmiyane tabirle "kelepir" ücretinden başka hangi özelliğini göz önüne alarak Leo'yu transfer ettiğine bir anlam veremedik. Bu Leo'ki yabancı biri de değil. Mallorca'da iken, 2 maçta 6 gol attı bu adama Galatasaray. Öyle ki, bu 6 golün 4'ü bir maçta ve 3'ü aşırtma. Bu dev adama aynı maçta 3 aşırtma gol. Durumu zaten o zamanlardan belliydi.


Bakalım gidişat ne gösterecek. Benim önerim, şimdiden Ufuk'u kaleye ısındırmak. Hem Galatasaray'a hem de milli takıma uzun yıllar hizmet edecek bir isim kazandırmak.


Malzeme elimizde hazır, işi kotarmak ustalara kaldı artık...

2 yorum:

cenk dedi ki...

4 yıllık anlaşma yapıldıysa ki bonservisi elinde olan oyuncunun ücreti daha fazla olur, hemen göndermek çok kolay olmayacaktır kanımca.
Yukarda yazmışsın casillas yada valdez 20 li yaşların başında geçtiler kaleye. hemde ispanya gibi açık oynanan bir ligde o ligin ve dünyanın en büyük 5 takımından ikisinin kalesine. Sizde yerli kalecilerinize güvenmelisiniz

serbestatis dedi ki...

ufuk'a kaleyi verebiliriz bence. =)